Marmara kıyılarında güneşin vurduğu bir Haziran sabahı, İzmit rıhtımında sıra dışı bir tablo oluştu. Kent halkı ellerinde Türk bayraklarıyla limanın başına akın etti; hedefleri griye boyanmış, güvertesinde denizcilerin nöbet tuttuğu muhrip değildi ama, deniz gücünün sembollerinden TCG Fırtına hücumbotuydu. Yüzyılı aşkın süre önce yaşanan acı işgal günlerinin ardından özgürlüğe kavuşan şehir, bu kez kurtuluşunu denizcilik tarihinin canlı tanığıyla taçlandırıyordu. Rıhtımda oluşan kuyruk, küçük yaşlı demeden tüm kuşakları kucaklıyordu.

Gemiye çıkanlar önce güverteye hayranlıkla baktılar, ardından deneyimli subayların rehberliğinde teknolojinin en yeni ürünlerini keşfettiler. Emekli bir öğretmen, torununun elini tutarak komuta köprüsüne tırmanırken gözlerinde hüzünlü bir parlaklık vardı; belki de kendi çocukluğunda duymadığı o özgürlük rüzgarını torununun teneffüs ettiğini görmek onu duygulandırmıştı. Teknede görevli teğmen, radar sistemlerini anlatırken İzmitli çocukların sorularına sabırla yanıt verdi, kimileri "Ben de denizci olacağım" diye haykırdı coşkuyla.

İzmit'in 28 Haziran 1921'de yaşadığı kurtuluş hikayesi bugün ders kitaplarında bir tarih notu gibi dursa da, şehrin hafızasında hâlâ tazedir. O yıllarda Yunan kuvvetlerinin çekilmesiyle başlayan bayram havası, yıllar sonra bile aynı coşkuyla kutlanır. Bu yıl ise kutlamalara askeri bir dokunuş eklenmesi, özellikle genç nesle vatan sevgisinin somut bir örneğini sunma amacı taşıyordu. Hücumbot, sadece bir demir yığını değil, denizlerdeki egemenliğin ve bağımsızlığın simgesiydi İzmitliler için.

Akşam saatlerinde güneş Körfez'e vururken, son ziyaretçiler gemiden ayrılırken yüzlerinde mutlu bir yorgunluk vardı. Çocuklar ellerinde broşürler, gençler ise telefonlarında selfie'lerle rıhtımdan uzaklaştı. Bir liman işçisi, "Gemiler gelip geçer ama bu gelişin anlamı başka" dedi kahvesini yudumlarken. İzmit o gün bir kez daha hatırladı: Kurtuluş sadece geçmişte kalan bir olay değil, her neslin yeniden sahiplenmesi gereken bir emanettir.