Başkent Ankara'dan dün akşam saatlerinde yapılan resmi açıklama, Türk diplomasisinin son dönemdeki en sert üsluplarından birini taşıyordu. Dışişleri yetkilileri, Tel Aviv yönetiminin tarihi bir meseleyi güncel siyasi hesaplarına alet etmesini "kabul edilemez" olarak tanımladı. Yetkili kaynaklar, bu hamlenin uluslararası toplum nezdinde hiçbir meşruiyet taşımadığının altını çizdi.
Gazze'de yedi aydır süren çatışmalarda onbinlerce sivilin hayatını kaybettiği bir dönemde yapılan bu açıklama, zamanlamasıyla da dikkat çekti. Uluslararası Adalet Divanı'nda devam eden soykırım iddiaları karşısında zor durumda kalan İsrail yönetiminin, bu yeni kararla gündem değiştirmeye çalıştığı değerlendirmesi yapılıyor. Anadolu'nun dört bir yanından gelen tepkiler de bu yorumu destekler nitelikte; Konya'dan Erzurum'a kadar sivil toplum örgütleri, "tarihi çarpıtmayla sorumluluktan kurtulunamaz" mesajı verdi.
Türkiye uzun yıllardır 1915 olaylarının tarafsız tarihçiler tarafından incelenmesi gerektiği görüşünü savunuyor. Arşivlerin açılması, ortak bir bilim komisyonu kurulması gibi önerileri masada tutan Ankara, siyasi organların tarihi yargılamalarına karşı çıkıyor. Bu bağlamda İsrail'in aldığı kararın da bilimsel temelden yoksun, salt hesaplaşma aracı olduğu vurgulanıyor.
Bölgesel dengelerin kritik bir kavşakta olduğu şu günlerde, tarihi konuların silahlaştırılması Ortadoğu'nun kronik sorunlarını daha da derinleştiriyor. Filistin topraklarında yaşanan insani dramın gölgede bırakılmaya çalışılması, uluslararası hukukun ve vicdanın sınanması anlamına geliyor. Ankara'nın bu netlikte bir tepki vermesi, Türkiye'nin bölgesel liderlik iddiasını da pekiştiren bir adım olarak okunuyor.
Anadolu insanının tarih bilinci, sadece kendi mazisiyle değil tüm mazlumların davasıyla da ilgilenir. Gazze'deki çocukların çığlığı, Malatya'dan Diyarbakır'a her eve ulaşmışken, bu acının üstünün kapatılmasına yönelik hiçbir girişim başarılı olamaz. Dışişleri'nin açıklaması, salt bir diplomatik nota değil; vicdanın ve adaletin sesiydi.




